2013 Görüntülenme
16/03/2011

Batılı ülkeler kanunlarında uzun yıllardır mevcut olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Ceza Muhakemesi Hukuku kurumu, 03.07.2005 tarih ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu (ÇKK) ile Türk hukukuna kazandırılmıştır. Ceza muhakemesine yeni bir açılım getiren ve Türk Ceza Kanunu nda yer alan hapis cezalarının infazının ertelenmesine nazaran sanığın daha lehine olanaklar sağlayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması, çocuklardan sonra 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı değişiklik kanunuyla Ceza Muhakemesi Kanunu’na da ithal edilerek yetişkin suçlular bakımından da uygulanabilir hale getirilmiştir.

Belirtmek gerekir ki, kurum 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu na ( CMK) alınırken Çocuk Koruma Kanunu nda mevcut olandan daha zor şartlara bağlanmış ve bu surette kurumun uygulama alanı daraltılmak istenmiştir. Çocuk Koruma Kanunu nda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin açıklamalara 23. maddede yer verilmişti. Ancak, 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı değişiklik kanunuyla söz konusu kurum CMK nın m. 231 fıkra 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14 olmak üzere on fıkra halinde düzenlenmiştir. Ayrıca ÇKK m.23 de, artık sadece CMK m.231/5 ve devamına atıf yapmakla yetinmiş ve bu suretle ilgili madde mülga edilmiştir.

Bu konuya ilişkin bir çalışma kaleme almamızdaki temel amaç, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının Türk hukuk sistemine yeni kazandırılmış ve bu sebeple yabancı bir kurum olmasıdır. Yaptığımız açıklamalarla Türk hukukunda yeni olan bu kurumun uygulanmasında başta savunma makamı olmak üzere uygulayıcıyı aydınlatma amacı taşımaktayız. Ayrıca ÇKK ile özellikle ilk defa suç işlemiş çocukları topluma kazandırma yönünde çalışan kurumun CMK ya aktarılması sırasında yapılan tartışmalar ve müdahaleler sonucu adeta işlev göremeyecek hale getirildiğini belirtmek gayesi de çalışmamızın bir diğer amacıdır.

Bu itibarla, üç bölüm olarak ele aldığımız çalışmamızın ilk bölümünde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının anlamı, hukuki niteliği ve Ceza ve Ceza Muhakemesi Kanunlarımızda yer alan kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve hapis cezalarının infazının ertelenmesi gibi düzenlemelerle aralarındaki farklılıkları ortaya koymaya çalışacağız. İkinci bölümde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için gerekli olan şartlar üzerinde duracağız. Üçüncü bölümde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının doğurduğu sonuçları ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların denetimini ele alıyoruz.

  • Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Benzer Kurumlarla Karşılaştırılması

    A. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Anlamı ve Hukuki Niteliği

    A- Hukukî bir kurum olarak erteleme bir suç politikası (ceza siyaseti) aracıdır. Ertelemenin, kamu davasının açılmasının ertelenmesi, duruşmanın ertelenmesi, hükmün ertelenmesi ve cezaların ertelenmesi şeklinde uygulanma biçimleri bulunduğu halde hukukumuzda bugüne kadar erteleme denildiğinde ilk olarak cezanın infazının ertelenmesi akla gelmekte idi. Cezanın ertelenmesi genel olarak, bir cezanın yerine getirilmesinin belli bir süre geri bırakılmasıdır. Hepsinin de amacı uygulanacak yaptırımların bireyselleştirilmesi suretiyle, belli bir süre içinde failin iyi hal göstermesi ve kendisine yüklenen mükellefiyetleri yerine getirmiş olması karşısında devletin kovuşturma ve cezalandırma veya tedbir uygulama hak ve yetkisinden vazgeçmiş olmasıdır.

    Erteleme iyi bir ceza siyasetinin gerçekleşmesine hizmet eden bir müessese olduğu gibi, aynı zamanda cezanın bireyselleştirilmesi vasıtasıdır. Ertelemenin diğer bir gayesi kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların sakıncalarını ortadan kaldırma ve dolayısıyla mükerrirliğe engel olmalıdır.(2)

    Cezanın ertelenmesi dışındaki üç erteleme çeşidinde de ortak nokta, olası bir mahkûmiyet kararından önce deneme süresine ve yükümlülüklere karar verilmiş olmasıdır. Böylece bu kurumların uygulanması ile küçüklerin ve hafif suç işledikleri saptanan yetişkinlerin damgalanmalarının ve dolayısıyla sabıkalı olarak nitelendirilmelerinin önüne geçilmiş olunmaktadır.(2)

    Bugün duruşmanın ertelenmesi dışında kalan erteleme kurumlarının uygulamadaki yerini aldığını görmekteyiz.

    Duruşmanın ertelenmesi, kamu davası açıldıktan sonra da, sanık olan kişide bulunan belli özellikler dolayısıyla, açılmış olan davaya belli koşullarda devam edilmemekte, duruşma yapılmamaktadır. Yani dava belli bir süre bekletilmektedir. Bu sürede aranan koşulların gerçekleşmesi durumunda dava düşürülmekte ve artık o suç dolayısıyla kişinin yargılanması söz konusu olmamaktadır.

    5271 Sayılı CMK tasarısının 174. maddesinde Kamu davasının açılmasının ertelenmesi başlığı ile, 233. maddesinde ise Hükmün geri bırakılması, denetimli serbestlik başlığı altında belirli şartlara bağlı olarak açılacak kamu davasının Cumhuriyet Savcısı tarafından ertelenebileceği ve denetimli serbestlik tedbirine tabi tutularak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına mahkemece karar verilebileceği öngörülmüşken Meclis Adalet Komisyonu ve alt komisyonda yapılan hararetli tartışmalar sonucu yerinde görülmeyerek tasarıdan çıkarılmış ve dolayısıyla yasalaşmamıştır. CMK değişiklik tasarısında da bu iki müesseseye yer verildiği halde tekrar Adalet Komisyonunca tasarıdan çıkarılmış ancak 5271 Sayılı CMK da yer almaması sistemin önemli ölçüde noksan kalmasına yol açacağından 3. kez tasarıya alınmış ve nihayet 6.12.2006 Tarih ve 5560 Sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunla Türk Ceza Muhakemesi hukukunda yerini almıştır. Daha doğrusu aşağıda değinileceği gibi her iki müesseseye 15.07.2005 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanununda yer verilmesi suretiyle Türk Ceza Muhakemesinde uygulanma olanağına kavuşmuştur.

    5271 Sayılı CMK tasarısının Kamu davasının açılmasının ertelenmesi başlıklı 174. maddesinin gerekçesinde belirtildiği gibi günümüz karşılaştırmalı ceza muhakemesi hukukunda önemli bir sorun da Cumhuriyet Savcısının soruşturma yapmak, kamu davasını açmak veya açmamak yetkisine sahip olup olmamasıdır. Bunun anlamı yasallık sistemi yanında maksada uygunluk sistemine ne derecede veya ölçüde yer verilebileceğidir.

    Yasallık anlayışı Almanya, İtalya, İspanya da, İsviçre nin bazı kantonlarında ve hemen bütün doğu Avrupa ülkelerinde ve bugüne kadar ülkemizde geçerlidir. Yasallık sisteminin anlamı da hemen davayı açmak hususunda Cumhuriyet Savcısını bir otomatizme sevk etmek değildir: Birinci olarak Cumhuriyet savcısı bazen kamu davasının harekete getirilip getirilmeyeceğini, kendisine ulaşan olayların bir temeli bulunup bulunmadığını, sözgelimi ihbarın anonim olup olmadığını belirlemek için şekli olmayan bir araştırma yapar ve bunun sonucunda soruşturmayı sürdürmemeye karar verebilir yani yasallık otomatiklilik anlamını taşımaz. Çağdaş eğilim, yasallık ve maksada uygunluk sistemleri arasında bir yakınlaşmayı ifade etmektedir.

    Tasarının temel amacı yargılamanın, adil yargılama ilkesine tam sadık kalınarak süratlendirilmesi ve kovuşturmanın duruşmadan duruşmaya sürüklenmesini ve böylece parçalı adaleti önlemek olduğundan ve bu amaca ulaşmanın bir çaresi de ceza adalet sistemini, olanak ölçüsünde boşaltmak, soruşturma evresindeki filtreyi etkinleştirmek olduğundan değişik hükümler getirilmiş ve bunlardan önemli birisini de bu madde oluşturmuştur. Ayrıca bugünkü sosyal devlet ilkesinin bir sonucu olarak, ödetici ceza anlayışından hükümlüyü veya zanlıyı topluma yeniden kazandırma anlayışına dönülmüş bulunmaktadır.

    TBMM Adalet Komisyonu raporunda da belirtildiği üzere yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Türk ceza Kanunu ile 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanundaki düzenlemesi itibariyle,erteleme ,bir koşullu atifet kurumu niteliği taşımakta idi.Buna göre ,deneme süresi içersinde yeni bir suçun işlenmemesi halinde ,mahkumiyet vaki olmamış sayılmakta idi.Keza, erteleme ,sadece hapis cezası açısından değil ,ertelemenin bölünmezliği kuralı gereğince ,diğer bütün ceza hukuku yaptırımları bakımından da,kural olarak ,aynı sonucu doğurmakta idi.Buna karşılık 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun sisteminde ise ,erteleme ,sadece hapis cezasına özgü infaz rejimi olarak düzenlenmiştir.Bu bakımdan ,yeni sistemde artık ertelemenin bölünmezliği kuralından söz etmek mümkün değildir.Hapis cezası açısından bir infaz rejimi olarak kabul edilen ertelemede ,hükümlü ,denetim süresi zarfında kasıtlı yeni bir suç işlemediği ve kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davrandığı takdirde ,hakkında hükmolunan hapis cezası infaz edilmiş sayılacaktır.Erteleme 5237 sayılı Yasada daha ağır hale getirilmiştir.Çünkü hapis cezası yanında adli para cezasına ve güvenlik tedbirine hükmolunmuşsa hapis cezası dışındaki cezaların ve ferilerin ertelemesi mümkün olmayacaktır.Bu nedenle kurumlar arasındaki dengeli geçişi sağlamak amacıyla,Türk Ceza Hukukuna ilişkin yeni mevzuatımızda ,hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ,bir kurum olarak düzenlenmesi bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır.

    Cezaya mahkumiyete bağlı yoksunlukların doğmaması için,kişi açısından, denetim süresi zarfında yeni bir suç işlememesi ve özellikle mağdurun mağduriyetini gidermek amacına yönelik olarak kendisine yüklenen belirli yükümlülüklere uygun davranması koşuluyla, hakkında cezaya hükmedilmemesi ,toplum barışının sağlanması bakımından, cezaya mahkumiyete nazaran daha etkili olabilecektir.

    Kişi hakkında başlatılan ceza muhakemesinin sonucunda suçu işlediğinin sabit görülmesine rağmen ,mahkeme tarafından kişi hakkında mahkumiyet hükmü kararının açıklanmasının geri bırakıldığı,öngörülen koşullara belli bir süre zarfında riayet edilmesi halinde fail hakkında mahkumiyet kararı verilmesinden tamamen vazgeçilip ,açılmış olan kamu davasının düşmesine karar verilen bu sisteme göre hukukumuzda çocuk olan sanık hakkında soruşturma yapılır ,dava açılır ve mahkemece tüm deliller kapsamına göre suçlu bulunur ve işlemiş olduğu tespit edilir,ancak ceza verilmesi ertelenir.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonucunda mahkeme tarafından sanığın suçluluğu yönünde karar verilmekle birlikte aşağıda açıklayacağımız belli bazı şartların oluşması halinde mahkemenin sanık hakkında verdiği mahkûmiyet kararını yine ileriye yönelik belli bazı şartların sanık tarafından gerçekleştirilmesi halinde açıklamaması anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, sanık hakkında yargılama tamamlanmakta, sanığın suçlu olduğu hakkında mahkemede kanaat gelmekte ve fakat mahkeme sanığa hiç yargılama geçirmemiş sayılması için bir olanak daha tanımakta, sanığın belirli şartlara uyması halinde ona bir şans daha vermektedir. Böylece sanık belirlenen yükümlülüklere uyduğu takdirde hüküm hukuki bir sonuç doğurmayacaktır. Sanığı mümkün oldukça damgalamamak ve özelikle çocuk suçlular bakımından onları topluma sağlıklı ve normal bireyler olarak tekrar kazandırmak kurumun en temel amacıdır. Burada hükmün sadece tefhimi ertelenmektedir.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu Türk hukukuna ilk defa 03.07.2005 tarih ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu nun 23. maddesi ile girmiştir .Her ne kadar kurum Türk hukukuna ilk kez Çocuk Koruma Kanunu ile 2005 yılında girmiş olsa da Batılı ülkelerde bu kurum uzun zamandır mevcuttur. Kurum 1950 li yıllardan bu yana Kara Avrupası hukuk sistemlerinde varlığını sürdürmektedir. Kurum önce Anglo- Sakson hukukunda ortaya çıkmış ve daha sonra Avrupa ülkeleri ceza kanunlarında yerini bulmuştur. Örneğin Fransız hukukunda 02.02.1945 tarihli Kanunla çocuk suçlular bakımından uygulanmaya başlanmıştır. Daha sonra 1975 yılında yapılan değişiklikle yetişkinler bakımından da uygulanmaya başlanmıştır. Yine Belçika’da 29.06.1964 tarihli kanun değişikliği ile hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu Belçika hukuk sistemine de girmiştir.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu Dünyada ilk defa çocuklar bakımından uygulanmaya başlamış ve daha sonra yetişkin ceza hukuklarına da aktarılmıştır. Bizde de durum aynı şekildedir. İlk defa çocuklar bakımından uygulanan kurum 5560 s.K. ile CMK ya da aktarılarak yetişkin suçlular bakımından da uygulama alanı bulmuştur. Ancak belirtmek gerekir ki batılı ülkelerde 1950 li yıllardan beri uygulanan kurum ülkemizde ancak çocuk suçlular bakımından 2005 yılında hukuk sistemimize girmiş ve bir yıl sonra 2006 yılında yetişkin suçlular bakımından da uygulanabilir hale gelmiştir. Bu otuz yıllık gecikme yetmiyormuş gibi kurum Ceza Muhakemesi Kanununa aktarılırken Çocuk Koruma Kanunundaki ayrıntılı ve özellikle çocuk suçlular bakımından daha lehe düzenlemeler ihtiva eden düzenlemeler çıkartılmış ve ÇKK m.23 sadece CMK nın ilgili maddelerine atıf yapmakla yetinmiştir. Kaldı ki aşağıda da açıklayacağımız üzere, CMK daki düzenlemeler ÇKK nda yer alanlara nazaran kurumun uygulama koşullarını çok daha sıkı şartlara bağlamıştır. Çocuk suçlular ve yetişkin suçlular arasında çocuk suçluların lehine olarak mahkûm olunması gereken ceza miktarları bakımından TCK m.51 de olduğu gibi bir fark da getirilmemiştir. Kısacası, kanun koyucumuz kurumun ÇKK ile tanıdığı olanakları adeta geri almıştır. Bu da örneğin altı ay önce şartları uyan ve kurumdan faydalanan suçlu bir çocuğa karşın şimdiki düzenlemelerle aynı şartlara sahip olan başkaca bir suçlu çocuğun kurumdan faydalanma olanağı elinden alması demek olup eşitsiz bir ortam yaratmaktadır.

    Söz konusu kurum kanunlaşma sürecinde milletvekilleri tarafından oldukça tartışılmış hatta kurumun dolaylı af niteliğinde olduğu ifade edilmiştir. Böyle bir düzenlemenin suç patlamasına yol açacağı ileri sürülmüş ve kurum tasarıdaki haline oranla daha zor şartlara bağlanmış ve uygulama kapsamı daraltılmak istenmiştir.

    Kurumun bu yönde algılanması ve bu sebeple uygulama alanının daraltılması adeta hukuksal bir faciadır. Zira hükmün açıklanmasının geri bırakılması sanık bakımından bir hak değildir. Bu konuda hâkimin tam bir takdir yetkisi vardır. Hükmolunan cezanın süresi, önceden mahkûmiyet olmaması gibi objektif şartlar sanık bakımından oluşmuş olsa da mahkemece sanığın bir daha suç işlemeyeceği yönünde kanaat de getirilmesi gerekmektedir. Bu da mahkemenin takdir yetkisini açıkça ortaya koymaktadır. CMK m.231/5de …karar verilebilir… şeklindeki ifade de şartların oluşması halinde kurumun uygulanmasının zorunlu olmadığını göstermekte, kurumun ihtiyari niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu da demek oluyor ki, kurumu dolaylı af olarak tabir etmek doğru değildir.

    Yine kurumun suç patlamasına yol açacağını iddia etmek de mantıkla ve hukuk bilimiyle bağdaşır nitelikte değildir. Zira hiçbir kişi kanunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklinde bir kurum olduğunu ve suç işlese de bu kurumdan faydalanacağını düşünerek, mahkemenin kendisi hakkında ceza verse bile hükmü açıklamayacağını CMK m.231/5 ve devamını uygulayarak cezadan kurtulacağını düşünerek suç işlemez. Kaldı ki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına benzer bir müessese olan hapis cezalarının ertelenmesi ( TCK m.51) zaten hukuk sistemimizde mevcuttur. Bugüne kadar ne de olsa cezam ertelenir diye düşünerek kişinin suç işlediği de olmamıştır. Kanımızca söz konusu kurum kriminal profile sahip olan kimseler bakımından her halükarda uygulanamaz zira söz konusu kimselerin önceki adli sicilleri kurumdan faydalanmalarına olanak tanımaz. Kurum, ilk defa suça karışmış, kriminal bir yapıya sahip olmayan ve bir daha suç işlemeyeceği izlenimi uyandıran kişiler için getirilen büyük bir olanaktır. Bu sebeple, suç patlaması olacak, suçlular sokağa salınacak şeklindeki söylemler gerçeklerle örtüşür mahiyette değildir.

    CMK tasarısını Hükmün geri bırakılması, denetimli serbestlik başlıklı 233.maddesinin gerekçesinde de vurgulandığı gibi, önce Anglo-Sakson hukukunda ortaya çıkan ve özellikle 1950 li yıllardan sonra Kara Avrupası hukukunu etkileyerek ceza kanunlarına girip bugün hemen bütün Doğu Avrupa ve Batı ülkelerinin ceza mevzuatında yer alan bir kurum olarak ceza sistemlerindeki yerini almıştır. Nitekim Fransız hukukunda bu kurum, ilk önce 2.2.1945 tarihli Kanunla çocuk suçlular hakkında uygulanmaya başlanmış, daha sonra 1975 yılında yapılan değişiklikle yetişkinleri de kapsamına almıştır. Belçika da aynı kurum 29.6.1964 tarihli bir Kanunla hukuk sistemine getirilmiştir. Bu örneği, Hollanda, Japonya, Polonya, İsviçre gibi ülkelerde de görmek olanaklıdır.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu Anglo-Sakson hukuk sisteminde yargılanması tamamlanmış olan sanığın belli bir süre denetim altında tutulması probation esasına dayanır. Hâkim, sanığın suçluluk ve kusurluluğunu saptamakla beraber cezaya hükmetmeyi geri bırakmakta ve onu belirli bir süre içinde denetim altında tutmaktadır. Davranışları, tâbi tutulduğu denetim süresi içinde olumlu bulunduğu takdirde suçlu için bir mahkûmiyet kararı verilmemektedir. Böylece deneme süresini başarıyla geçirmiş olan suçlu, damgalama süreci dışına çıkarılmakta, bir yargı kararına muhatap olmamaktadır. Bu kurum, çağdaş ceza hukukunun amaçlarından biri olan kişiyi mümkün olduğu kadar damgalamamayı ve toplum ile uyum sağlanmasını gerçekleştirici bir uygulama niteliğindedir.

    Hâkim yargılamakta olduğu suçla ilgili olarak sanığın kişisel durumunu, işlediği fiili bütün yönleriyle inceleyerek, delilleri toplayacak ve yargılamayı bitirecektir. Ancak son hükmü açıklamayacaktır. Bunun yanı sıra hâkim sanığa belli bir denetim süresi içinde, denetimli serbestliğe tâbi tutulacağını ve hükmün geri bırakıldığını bildirecektir.

    Aslında tasarılarda yer aldığı şekliyle gerek Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi ve gerekse Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan İnkılap Kanunlarında yer alan suçlar hariç olmak üzere üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlar yönünden öngörülmüşken medyanın her zaman olduğu gibi postmodern bir anlayışla konuya yaklaşması ve şu kadar suç için dava bile açılmayacak basitliği ile kamuoyunu yanlış bilgilendirmesi sonucu soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olup, üst sınırı bir yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarla sınırlandırılmıştır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu 1999 Tasarısının Kamu davasının açılmasının ertelenmesi başlığını taşıyan 164. maddesine göre de, fiil için Kanunda öngörülen şahsî hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı üç aydan fazla ve iki yıla kadar (iki yıl dahil) olması hâlinde kamu davasının açılmasının ertelenmesi öngörülüyordu. Cezanın üst sınırının üç aydan fazla olmasının nedeni üç aya kadar ceza gerektiren suçların ön ödeme kapsamında olmasıdır.

    Öte yandan Ceza Muhakemesi Kanunu suç işlendikten sonra uygulanan ve yargılamanın nasıl yapılacağını öngören bir kanundur. Ceza Muhakemesi Kanunu nun suçu önleme gayesi yoktur.

    Bu sebeplerle Batılı devletlere nazaran 30 yıl gecikmeyle hukuk sistemimize giren, öncelikle çocuk suçlular bakımından lehe bir düzenleme olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının CMK ya aktarılırken uğradığı evrim üzücü, düşündürücü ve bir adım ileri atıp iki adım geri dönmekten ibarettir.

    B. Kurumun Benzer Ceza ve Ceza Muhakemesi Kurumlarıyla Karşılaştırılması

    1.Genel Olarak

    Ceza ve Ceza Muhakemesi Kanunlarımızda ertelemenin değişik nevilerinin olduğunu söylemek gerekir. Bunlar arasında inceleme konumuz olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (ertelenmesi) (CMK m.231/5 ve devamı), kamu davasının açılmasının ertelenmesi ( CMK m.171/2 ve devamı ), hapis cezasının ertelenmesi ( TCK m.51), duruşmanın ertelenmesi sayılabilir. Özellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi kurumlarıyla ceza hukukumuzda değişik şartlara bağlı olan ve birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğuran erteleme çeşitlerinin uygulamaya girdiğini söylemek gerekecektir. Konumuzla bağlantılı olarak aşağıda kamu davasının açılmasının ertelenmesi ve özellikle hapis cezalarının ertelenmesine ilişkin kısa bazı açıklamalarda bulunmanın bu kurumların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla arasındaki farkları ortaya koymak bakımından yerinde olacağı kanısındayız.

    2. Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi (CMK m.171/2-3-4-5)

    Bilindiği gibi, 5271 sayılı CMK ile hedeflenen en önemli gayelerden birisi de ceza yargılamasında soruşturma evresini daha etkin hale getirmektir. Bu doğrultuda Cumhuriyet savcılarının yetkilerini de arttırarak delillerin büyük ölçüde soruşturma evresinde toplanmasını sağlamak amaçlanmaktadır. Mahkemede yapılacak yargılamanın sürelerini kısaltmak, bu surette makul sürede yargılanma gibi temel insan haklarından birisini sağlamak ve gerektiği hallerde bir adli vakıanın soruşturma evresinde tamamlanarak gerektiği hallerde uzlaşma, takipsizlik kararı verilmek suretiyle mahkemelerin iş yükünün gereksiz yere artmasını önlemek gerekir.

    Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin düzenleme de bu amaca yöneliktir. Amaç kovuşturmanın gereksiz yere uzamasını engellemek ve soruşturma aşamasını etkin hale getirebilmektir. Kurum, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasında da olduğu gibi Türk hukukunda ilk defa 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m.19 da düzenlenerek öncelikli olarak çocuklar bakımından uygulama alanına sahip olmuştur. 06.12.2006 tarihli ve 5560 sayılı kanun ile değiştirilen CMK nın m. 171/2-3-4 ve 5. fıkralarında yetişkinler hakkında yapılan ceza yargılaması bakımından da kamu davasının açılmasının ertelenmesine olanak tanınmıştır. Bu değişikliğin ardından ÇKK m.19 da artık CMK ya atıf yaparak CMK daki şartların varlığı halinde kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilebileceğini düzenlenmiştir. Karşılaştırmalı hukukta da kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin düzenlemeler mevcuttur.

    CMK m.171/2 vd uyarınca kamu davasının açılmasına soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilecektir. ÇKK m.19 da kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin Cumhuriyet savcısınca verilen kararların geçerliliği beş gün içerisinde çocuk hâkimi tarafından onaylanmasına bağlı tutulmuşken CMK da bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. CMK uyarınca artık kamu davasının açılmasının ertelenmesi hususunda tek yetkili makam Cumhuriyet savcısıdır.

    Cumhuriyet savcısı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda kamu davasının açılması için yeterli suç şüphesi dahi bulunsa aşağıdaki şartların mevcut olduğu bazı hallerde söz konusu davanın açılmasının belirli bir süre ile ertelenmesine karar verilebilir. Kanunun lafzı kurumun uygulanmasının takdiri nitelikte olduğunu göstermektedir. Başka bir deyişle Cumhuriyet savcısının kamu davasının ertelenmesine karar verilmesi hususunda tam bir takdir yetkisi söz konusudur. Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin şartlardan ikisi suça, dördü de şüpheliye ilişkindir. Bunlar:

    • Söz konusu suç, soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı suçlardan olmalı (m.171/2-1.cümle),
    • Soruşturulan suçun üst sınırı en fazla bir yıl hapis cezasını gerektiren bir suç olmalı (m.171/2-1.cümle),
    • Şüpheli daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezası ile mahkûm edilmemiş olmalı (m.171/3-a),
    • Cumhuriyet savcısınca yapılan soruşturma işlemleri sonucunda şüphelinin tekrar suç işlemeyeceği konusunda kanaat getirilmiş olmalı (m.171/3-b),
    • Kamu davasının açılmasının ertelenmesi şüpheli ve toplum açısından kamu davasının açılmasından daha çok yarar sağlamalı (m.171/3-c),
    • Suç sonucu mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmelidir (m.171/3-d). Zararın türü ve miktarı Cumhuriyet savcısı tarafından belirlenecektir.

    Hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilen şüpheli erteleme süresi olan beş yıl süresince kasıtlı bir suç işlemediği sürece ertelenen kamu davası hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Ancak erteleme süresi olan beş yıl içinde şüpheli kasıtlı bir suç işlerse ertelenen kamu davası açılacaktır.

    Belirtmek gerekir ki, açılması ertelenen kamu davasının tekrar açılmasına karar verilmesi için erteleme süresi içinde işlenen bu ikinci suçtan ötürü mutlaka kesinleşmiş bir mahkûmiyet verilmiş olmalıdır. Aksi takdirde ertelenen dava açılmaz. Erteleme süresi içinde işlenen ikinci suçtan ötürü verilen mahkûmiyet kararı bu erteleme süresi içinde kesinleşmemişse erteli bulunan kamu davası yine açılamayacaktır.

    Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir ( m.171/5).

    Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlara suçtan zarar gören tarafından itiraz edilebilir (m.171/2-2.cümle). Suçtan zarar gören, söz konusu kararın kendisine tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde bu kararı veren Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesine en yakın ağır ceza mahkemesine başkanına itiraz edebilir ( m.173/1).

    3. Hapis Cezasının İnfazının Ertelenmesi ( TCK m.51)

    Hapis cezasının infazının ertelenmesi, yapılan yargılama sonucunda hükmolunan hapis cezasının ve sanığın kanunda belirlenmiş şartları da taşıması halinde denetim süresi adı verilen belirli bir süre için geri bırakılmasıdır. Erteleme, sanığın söz konusu şartların yerine getirilmesi halinde hükmolunan hapis cezasının infazından kurtarır ve ona bu konuda bir güvence verir. Erteleme suçluyu tekrar topluma kazandırma, cezaları bireyselleştirme ve kısa süreli hapis cezalarının sakıncalarını ortadan kaldırma gibi amaçlara hizmet etmektedir.

    Hapis cezasının infazının ertelenmesi 5237 sayılı TCK nın 51. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre sanık hakkında verilen hapis cezasının ertelenebilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

    • Sanık, işlediği suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm edilmiş olmalı( m.51/1-1.cümle),
    • Sanık daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkûm edilmemiş olmalıdır. ( m.51/1-a),
    • Sanığın yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği hususunda mahkeme kanaat getirmeli( m.51/1-b) şartlarının birlikte oluşması gerekir.

    Tüm bunların yanında mahkeme ertelemeye karar vermek için bu şartlara ek olarak mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi şartına da bağlı tutabilecektir. Ancak bu ertelemeye karar verilmesi için zorunlu bir şart değildir. Zararların giderilmesi yönündeki bu şartın gerçekleştirilmesi hususunda mahkemenin tam bir takdir yetkisi vardır. Ancak takdirilik keyfilik demek değildir.

    Hakkında erteleme kararı verilen sanık en az 1, en çok 3 yıl süreyle denetime tabi tutulur. Başka bir deyişle verilen hapis cezasının infazı belirlenen denetim süresi boyunca geri bırakılır. Ancak deneme süresi verilen hapis cezasının süresinden az olamayacaktır ( m.51/3).

    Mahkeme denetim süresi boyunca hükümlü hakkında kanunda belirtili bazı yükümlülüklere uymasına karar verebilir. Yine denetim süresi içinde hükümlüye rehberlik edecek bir uzman kişiyi de görevlendirebilir. Ancak böyle bir karar verme konusunda mahkemenin yine bir takdir yetkisi vardır. Zira mahkeme hükümlünün kişiliği ve sosyal durumunu da göz önünde bulundurarak, denetim süresinin herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden geçirilmesine de karar verebilir ( m.51/ 6).

    Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar etmesi halinde ertelenen cezasının kısmen veya tamamen infaz kurumunda çektirilmesine karar verilir ( m.51/7).

    Deneme süresi içinde mahkeme tarafından belirlenen yükümlülüklere uyulması ve kasıtlı başkaca bir suç işlenmemiş olması halinde ceza infaz edilmiş sayılacaktır ( m.51/8). Cezanın infaz edilmiş sayılması demek, deneme süresi yükümlülüklere uygun ve olaysız geçmiş olsa dahi mahkûmiyet tüm hukuki sonuçları ile doğacaktır. Örneğin daha sonra işlenen bir suçtan ötürü tekerrür hükümleri gündeme gelebilecek veya ertelemeye konu mahkûmiyet sonradan işlenen suçtan dolayı verilecek hapis cezasının ertelenmesine de engel oluşturabilecektir.

    Bu anlatımlar ışığında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla hapis cezalarının infazının ertelenmesinin birbirine benzeyen ve fakat tamamen başka kurumlar olduğu söylenmelidir. Zira hapis cezasının infazının ertelenmesi bir ceza infaz kurumu iken, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ise bir ceza muhakemesi kurumudur. Öte yandan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra koşullar yerine getirildiğinde söz konusu davanın düşmesine karar verilir ve sanık hiçbir yargılama geçirmemiş gibi addedilir.

    Ancak hapis cezasının infazının ertelenmesi ve sanık tarafından erteleme şartlarına riayet edilmesi halinde ceza, infaz kurumu dışında infaz edilmiş sayılır ve mahkûmiyet bütün sonuçları ile varlığını korur. Kısacası, TCK m.51 ile, sanığın hükümlü olması değil sadece hükümlü olarak cezaevine girmesi önlenmektedir.

  • II. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Uygulama Şartları
    A. Genel Olarak

    Yargılamayı yapan mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için ikisi suça üçü de sanığa ilişkin olmak üzere toplam beş şartın birlikte oluşması gerekir.

    B. Suça İlişkin Şartlar (Objektif Koşullar)

    1. Soruşturma veya Kovuşturması Şikâyete Bağlı Suç

    Gerçekleştirilen yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için yargılama konusu suçun soruşturması veya kovuşturması şikâyete bağlı suçlardan olması gerekmektedir ( CMK m.231/son).

    CMK m.231/5 vd. henüz yasalaşmadan önce tasarı halinde iken bu şekilde bir şart öngörülmüş değildir. Yine kurumun ÇKK da yer aldığı dönemde de yargılama konusu suça ilişkin bu şekilde bir şart da öngörülmüş değildi. Bu durumda örneğin gasp, hırsızlık gibi suçlarda da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmekteydi ve uygulamada da bu yönde kararlar verilmiş idi. Gerçekten de özellikle çocuk suçlular bakımından ayrı bir önem taşıyan kurum, günümüzde çocuklar bakımından yoğun bir şekilde gerçekleştirilen gasp ve hırsızlık suçlarında da uygulanabilmekteydi. Özellikle gasp suçlarında etkin pişmanlık hükümlerinden de yararlanarak cezalarında indirim yapılmak suretiyle kurumdan faydalanabilmesi ve özellikle ilk defa suça karışan çocukların tekrar topluma kazandırılabilmesi bakımından düzenlemenin önemi büyüktü. Ancak CMK m.231/5 vd da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ancak soruşturma ve kovuşturması şikâyete bağlı suçlar bakımından kabul edilmesi düzenlemenin uygulama alanını olumsuz bir şekilde sınırlandırmıştır. Kanaatimizce, en azından çocuk suçlulara ilişkin ayrık ve lehe bir düzenleme yapılmasının daha doğru olurdu.

    Belirtmek gerekir ki, Yargıtay ın 2005 yılı sonrasında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olarak verdiği kararlarda da, hırsızlık suçu işleyen çocuk sanıklar bakımından şartları da oluşmuşsa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının mahkemece tartışılmış olmasını aradığı gözlemlenmektedir. Yani söz konusu kurum hırsızlık, gasp ve kasten yaralama gibi suçlarda dahi çocuk bakımından tartışılmalıdır. Zira aksi durum Yargıtay ca bozma edeni yapılmaktaydı.

    2. Hükmolunan Hapis Cezasının Üst Sınırı

    Yapılan yargılama sonunda mahkemece sanık hakkında kanaat getirilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması için verilecek sonuç cezanın bir yıl veya daha az süreli hapis cezası olması gerekir. Burada söz konusu bir yıllık süre kanunda öngörülen sınır değil, yargılama sonunda tüm hafifletici veya ağırlaştırıcı nedenlerin de somut olaya uygulanmasıyla ulaşılan sonuç cezadır. Ayrıca sanık hakkında adli para cezasına hükmolunması halinde de hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.

    5271 Sayılı CMK nın Hükmün açıklanması ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması başlıklı 231.maddesi yapılan değişikle ;

    • (1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.
    • (2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.
    • (3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir.
    • (4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
      (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl (KOD 1) DEĞİŞİK İBARE veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
      (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi içi;
      • a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
      • b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
      • c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,gerekir.
        (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
      • (7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
        (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
      • (8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
      • a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
      • b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
      • c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
        (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
      (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
      (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
      (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (12) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
      (EKLENMİŞ FIKRA RGT:19.12.2006 RGNO:26381 KANUN NO:5560/23)
    • (13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
      (DEĞİŞİK FIKRA RGT: 08.02.2008 RGNO: 26781 KANUN NO: 5728/562) (KOD 2)
    • (14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz.

      Haline gelmiş ve hapis cezasının üst sınırı 2 yıla çıkarılmıştır.

      5560 sayılı kanun tasarı aşamasındayken bu süre iki yıl olarak belirlenmişti. Ancak daha sonra düzenlemeye yöneltilen, kurumun dolaylı af niteliğinde olduğu gibi olumsuz yönde yapılan eleştiriler sonucunda bu süre iki yıldan bir yıla indirilmiş ve böylelikle uygulama alanı da büyük oranda kısıtlanmıştır.

      Belirtmek gerekir ki, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin düzenleme hukuk sistemimize ilk defa ÇKK ile girmişti. Bu kanunda verilecek cezanın süresine ilişkin üst sınır üç yıl olarak öngörülmüştü. Ancak kurum CMK ya aktarılırken ilk önce 5560 sayılı değişiklik kanunu ile bu süre iki yıla indirilmiş ve daha sonra da bir yıl olarak kanunlaşmıştır. Ayrıca TCK m.51 de olduğu gibi çocuklara ilişkin ayrık bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Bu durum özellikle çocuk suçlular bakımından oldukça hatalı olmuştur. Zira söz konusu kurum özellikle ilk defa suça karışmış çocuklar bakımından oldukça büyük öneme sahiptir. Zira ertelemede bir hüküm kurulmuştur. Bu hüküm çocuğun adli siciline işlemiştir. Oysa hükmün açıklanmasına geri bırakılması hasbel kader suça karışmış bir çocuğu topluma tekrar kazandırmak bakımından çok daha büyük bir öneme sahip olacaktır. Onun damgalanmasını engelleyecek ve başından hiçbir yargılama geçmemiş gibi etki doğuracaktır. Tüm bu olumlu yönleri de göz önünde bulundurulduğunda kurumun ÇKK dan CMK ya aktarılırken uğradığı müdahalenin haksızlığı açıkça ortaya çıkmaktadır.

    C. Sanığa İlişkin Şartlar ( Sübjektif Koşullar)

    1. Sanığın Önceki Adli Sicili

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan ötürü mahkûm olmamış bulunması gerekir.

    Hapis cezalarının ertelenmesinde olduğu gibi kasıtlı bir suçtan dolayı belli süreyle ceza almış olmak da hükmün açıklanmasının geri bırakılması için yeterli değildir. Sanık önceki yaşamında kasıtlı olarak işlediği herhangi hiçbir suçtan mahkûm olmamış olmalıdır. Mahkûm olup da cezasının infazı ertelenen kişi de mahkûm olmuş olarak sayılacaktır.

    Ceza Yargılamasında sanığın celbedilen Adli sicil kaydına göre geçmişte kasıtlı bir suçtan dolayı sanığın mahkumiyeti bulunup bulunmadığına bakılır 5560 sayılı kanunun 23.maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK nın 231. maddesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümlerin, 23.01.2008 tarihinde kabul edilen ve 26781 sayılı Resmi Gazetede 08.02.2008 yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 562.maddesinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan bir yıl ibaresi iki yıl olarak, maddenin ondördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

    (14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz Şeklinde düzenleme yapılmış ve yapılan değişiklik gereği uygulama şartlarının oluşup oluşmayacağı konusunda değerlendirme yapılması ortaya çıkmıştır.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması konusundaki işleme karşı sadece itiraz yolunun açık olması , hükümlerdeki değişikliğin verilen karar içeriğindeki olaya uygulanması ile değişikliğe göre uygulanma ihtimali karşılaştırılmak sureti ile kurulan hükümde bir isabetsizlik görülmeyecektir. Hükümden sonra yürürlüğe giren değişiklik getiren yasa maddesi uyarınca soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçla ilgili olarak yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, karşısında verilen hükümlerin geri çevrilerek ele alması konusunda bir uygulamayı ortaya çıkarmıştır.

    CMK m.231/6-a da sanığın kasıtlı bir suçtan mahkûm olmaması arandığından sanığın daha önce taksirli bir suç sebebiyle almış olduğu mahkûmiyet daha sonra işlenen bir suçtan ötürü hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel teşkil etmeyecektir.

    2. İyi Hal

    Yargılamayı yapan mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için mahkemede sanığın daha sonra tekrar suç işlemeyeceği yönünde kanaat gelmiş olması gerekir. Uygulamada, sanığın duruşmalar sırasındaki tutumu, pişmanlığı ve mahkemeye gerçeklerin aydınlatılması yönündeki samimi yardımları mahkemede bu yönde kanaatin gelmesinde büyük etki göstermektedir. Söz konusu şart kurumun takdiriliğini de ortaya koyan bir düzenlemedir.

    3. Uğranılan Zararın Giderilmesi

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için gereken son şart ise, suç sonucu mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesidir.

    Her ne kadar zararın tamamen giderilmesi gerekmekte ise de, sanık ve ailesinin ekonomik durumundaki olumsuzluklar da göz önünde bulundurulduğunda bu şartı derhal yerine getirememe imkânı olabilir. Bu gibi hallerde, söz konusu zararın belirlenen denetimli serbestlik süresi içinde aylık taksitler halinde ödenmesine de karar verilebilecektir ( m.231/9).

    Çocuk Koruma Kanunu nda da aynı yönde düzenlemeler mevcuttu.Ancak belirtmek gerekir ki Çocuk Koruma Kanunu nda bu şart hükmün açıklanmasına karar verilebilmesi bakımından zorunlu bir şart değildi. Örneğin Çocuk Koruma Kanunu nun mülga olan 23/f.2-d maddesine göre …çocuğun ailesinin veya kendisinin ekonomik durumunun elverişli olmaması durumunda bu koşul aranmayabilecektir…Oysa CMK ile yukarıda saydığımız bütün şartların ve yine zararın giderilmesi şartının da birlikte gerçekleşmesi gerekir. Bu yönde yapılan düzenleme CMK ile sanık aleyhine yapılanan değişikliklerden bir diğeridir.

    Yukarıda saydığımız koşulların birlikte oluşması halinde mahkeme tarafından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, maddede belirtilen amaç için kullanılabilir ( CMK m.231/ 13.).

  • III. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasının Sonuçları
    A. Denetimli Serbestlik

    1. Genel Olarak

    Yukarıda açıkladığımız koşulların oluşması halinde mahkemece CMK m.231/5 vd gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir. Hükümden sonra tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5560 Sayılı Yasanın 23. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMY'nın 231. maddesi uyarınca; soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçla ilgili olarak yapılan yargılama sonucunda hükmolunan cezanın tür ve süresine göre hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

    Daha önce de ifade ettiğimiz gibi tüm şartları oluşmuş olsa dahi hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi zorunlu değildir. Bu konuda mahkemenin tam bir takdir yetkisi mevcuttur. Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık belirli bir süreyle denetim altına alınır. CMK da denetimli serbestliğin süresi beş yıldır. Bu süre konusunda mahkemenin takdir yetkisi yoktur.

    CMK da çocuk suçlulara özgü ayrı bir denetimli serbestlik süresi öngörülmüş değildir. ÇKK m.23 mülga olmadan önce çocuk suçlulara özgü denetimli serbestlik süresi beş yıl olarak belirlenmişti. Kurumun CMK ya alınması aşamasında çocuk suçlular lehine olarak ÇKK da üç yıllık denetimli serbestlik süresi öngörülmüştür. O halde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ardından yetişkin suçlular bakımından denetimli serbestlik süresi beş yıl olarak kabul edilmişken (CMK m.231/8) çocuk suçlular bakımından denetimli serbestlik süresi üç yıldır ( ÇKK m.23). Bu düzenleme ise çocuk suçlular lehine yapılan tek düzenlemedir.

    Açıklanması geri bırakılan hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez ( CMK m.231/7). Yine denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur ( CMK m.231/8).

    2. Denetimli Serbestlik Yükümlülükleri

    Çocuk Koruma Kanunu, CMK m.231/5 vd nın yürürlüğe girmesiyle mülga olmadan önce denetimli serbestlik süresi içinde çocuk suçlunun uyması gereken bazı yükümlülükler belirlemişti. Bunlar:

    • Mahkeme tarafından gerekli görüldüğü takdirde çocuğun bir eğitim kurumuna devam etmesi,
    • Belli yerlere gitmekten yasaklanması,
    • Belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınması veya takdir edilecek başkaca bir yükümlülüğe uyması şeklinde idi.

    ÇKK, mahkemeye bu denetimli serbestlik tedbirlerinden birine karar vermesi konusunda takdir yetkisi vermekteydi. Başka bir deyişle, denetimli serbestlik tedbirlerine hükmetmek zorunlu değil tamamen takdiriydi. Ayrıca denetimli serbestlik tedbirlerinin devam etmesi gereken bir üst süre sınırı da öngörülmüş değildi. Yani mahkeme dilerse bu tedbirlere denetimli serbestliğin sürdüğü beş yıl boyunca uyulmasını zorunlu kılabilirdi.

    Ceza Muhakemesi Kanunu m.231/8’de denetimli serbestlik süresi içerisinde uygulanabilecek tedbirlere yer verilmiştir. Bunlar:

    Sanığın

    • Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak için bir eğitim programına devam etmesine ( CMK m.231/8-a),
    • Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına (CMK m.231/8-b),
    • Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka bir yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir (CMK m.231/8-c),

    Ancak CMK da denetimli serbestlik süresi beş yıl olmakla birlikte yükümlülük süresi en fazla bir yıl olabilecektir. Mahkeme yükümlülük süresini bir yıldan daha az olarak da belirleyebilir.

    3. Denetimli Serbestlik Yükümlülüklerinin Sonuçları

    Sanığın denetim süresi olan beş yıl süreyle ( çocuk sanıklar bakımından üç yıl süreyle) kasıtlı bir suç işlemeyip mahkeme tarafından öngörülen yükümlülüğe de uyması halinde, açıklanması geri bırakılan hüküm tüm hukuki sonuçlarıyla beraber ortadan kalkar.

    CMK, denetimli serbestlik süresi içinde kasıtlı bir suç işlememekten bahsetmektedir. Bir kimsenin suç işleyip işlemediğini değerlendirmek için hakkında soruşturma ve gerekirse yargılama yapılmalıdır. Kişinin gerçekten suç işleyip işlemediği ancak bu şekilde anlaşılabilecektir. O halde, her ne kadar kanun kasıtlı suç işlememekten bahsetse de, kanımızca bu suçtan sanığın ayrıca mahkûm olması da gerekir. Ancak CMK nın lafzı gereğince mahkûmiyet tarihi beş yıllık denetimli serbestlik süresinin bitmesinden sonra verilmişse geriye dönük olarak suç tarihi beş yıllık süre içinde gerçekleşmiş olacağı için açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır.

    Oysa Çocuk Koruma Kanunu nda durum daha farklı idi. ÇKK na göre beş yıllık denetimli serbestlik süresi içinde sanığın başkaca kasıtlı bir suçtan mahkûm olması aranmaktaydı. Bu ifade de şu anlama gelmektedir; çocuk sanık beş yıl içinde başkaca kasıtlı bir suç işlemenin yanında aynı süre içerisinde ayrıca bu suçtan mahkûm da olmalıdır ki açıklanması geri bırakılan hüküm açıklansın. Beş yılın geçmesinden sonra alınan ikinci mahkûmiyet kararı açıklanması geri bırakılan ilk hükmün açıklanmasını sağlamaz.

    Kısacası CMK bu konuda da ÇKK aleyhine düzenleme getirmiştir. CMK beş yıllık denetimli serbestlik süresi içinde ikinci kasıtlı suçun işlenmesini yeterli görürken ÇKK bu ikinci suçtan aynı beş yıllık süre içerisinde ayrıca mahkûm olunmuş olmak şartını da aramaktaydı.

    Sanığın öngörülen denetimli serbestlik süresi içerisinde başkaca kasıtlı bir suç işlememesi ve mahkeme tarafından belirlenen yükümlülüklere de uygun davranması halinde açıklanması geri bırakılan hüküm tüm hukuki sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkacak ve sanık başından hiçbir yargılama geçmemiş gibi kabul edilecektir. Diğer taraftan sanığın denetimli serbestlik süresi içinde kasıtlı başkaca bir suç işlemesi ve/ veya mahkeme tarafından öngörülen yükümlülüklere aykırı davranması halinde açıklanması geri bırakılan hüküm açıklanacaktır. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getirmeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezaya yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşulların varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü de kurabilecektir ( CMK m.231/11).

    B. Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına İlişkin Kararların Denetimi

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara itiraz edilebilir. (CMK m.231/12) İtiraz CMK m.267 ve 268 te belirlenen genel esaslar çerçevesinde yapılır. Hemen belirtelim söz konusu itiraz üzerine sadece geri bırakılma koşulları yönünden inceleme yapılması gerekir.(13) Ceza verilmesine ilişkin olarak yapılan itirazın kabulüne karar verilemez. Kuruma karşı kanunda istinaf veya temyiz kanun yolları da öngörülmüş değildir.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve temyize ilişkin CMK da yer alan düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ise söz kararların temyizi mümkün gözükmemektedir. Zira CMK m.291/1, temyizin hükmün açıklanmasından itibaren yedi gün içerisinde yapılması gerektiğini öngörmektedir. Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlarda her ne kadar mahkeme tarafından bir cezaya hükmedilmişse de bu hüküm açıklanmamış aksine açıklanması belirli bir süreyle geri bırakılmıştır Bu düzenleme karşısında açıklanmayan hükmün temyizi de mümkün olamayacaktır.

    Sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinin ardından öngörülen denetimli serbestlik süresi içerisinde sanığın kasıtlı başka bir suç işlemesi veya yüklenen yükümlülüklere aykırı davranması halinde geri bırakılan hüküm açıklanacak bu açıklama tarihinden itibaren sanığın söz konusu hüküm bakımından temyiz hakkı doğmakla yedi günlük temyiz süresi işlemeye başlayacaktır.

    Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilmiş olsun veya olmasın, geri bırakılan hükmün daha sonra açıklanması halinde sanığın temyiz hakkı yine doğacaktır. Zira itiraz yapılması veya yapılmaması sanığın temyiz hakkını engellemez.

  • Kanun Yolları Bakımından Ortaya Çıkan Sorunlar
    Ceza Yargılamasında Yasa yolları

    5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ,Kanun yollarına başvurma hakkı başlıklı 260 ve devamı maddelerinde yasa yolları düzenlenmiştir.

    Madde 260

    (1) Hakim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.

    (2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.

    (3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir. Denilmektedir.

    Hükmün geri bırakılmasına karar verildiği hallerde mahkemece hükmün metni tamamen oluşturulduğu halde dava derdest olmaya devam edeceğinden yasa yollarına başvurma şartları oluşmamaktadır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması demek onun gizli kalması demek de değildir. Bu nedenle hüküm kurulacaktır. Bir hükümde bulunması gereken tüm unsurlar hükümde bulunmalıdır. Mahkeme hükmü kurduktan sonra mahkeme hükmün açıklanmasına ilişkin kurallara uygun bir karar verir. Bu şekilde karar verilmesine rağmen dosya mahkemenin önünde derdest kalmaya devam eder. Bu şekilde verilen karar nihai karar olmadığı için bu karara karşı itiraz yolu açıktır.Ceza Muhakemeleri Kanununda Olağan Kanun Yolları olarak ,İtiraz düzenlenmiş ve madde 267 de Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir. Hükmü düzenlenmiştir. Devamı hükümlerinde ise itiraz usulü düzenlenmiştir. Temyiz yolu söz konusu değildir.

    Kişi denetim süresine uygun davranışta bulunduğu takdirde süre sonunda mahkeme daha önce hüküm tesis etmiş ise de davanın düşmesine karar verecektir. Kişi denetim süresi zarfında yükümlülüklere aykırı hareket eder ise veya yeni bir suç işlerse o zaman hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karar geri alınacak ve hüküm açıklanacak, açıklanan bu hüküm nihai karar olduğu için artık buna ilişkin temyiz yolu açık olacaktır.Bu durumda Ceza Muhakemesi Kanunu ilgili hükümlerinde düzenlendiği şekilde temyiz yoluna başvurulacaktır.

    Kural olarak bütün hakimlik kararlarına karşı itiraz yasa yolu açıktır. Mahkeme kararlarına karşı itiraz ise, sadece yasanın açıkça gösterdiği hallerde mümkündür.

    Yasa yollarına başvurmada yasa değişikliklerinin etkisi

    23.01.2008 tarihinde kabul edilen ve 26781 sayılı Resmi Gazetede 08.02.2008 yayımlanarak yürürlüğe giren 5728 sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Ve Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 562.maddesinde düzenlenen 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan bir yıl ibaresi iki yıl olarak, değiştirilmiştir.

    Buna göre temyiz yoluna başvurulabilen nihai kararlardan bazıları yasada yapılan değişiklik gereği yeniden ele alınarak lehe kanun uygulaması yapılmalıdır.Bu durumda üst sınırı 2 yıla kadar olan suçlarda hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri uygulanarak temyiz yoluna başvurulabilen bir suçta itiraz yoluna başvurma yolu açılmış olmaktadır.(13) Bu sebeple üst sınırı 2 yıl ve altı olan dava dosyalarında henüz karar aşamasında bulunanlar bu duruma göre değerlendirilecek.Karar verilmiş olup temyiz yolunda bulunan dosyaların iade yazısıyla mahkemesine gönderilmesine karar verilmelidir. (13)

  • Sonuç

    Ortaya çıkan durum basında ve kamuoyunda af olarak değerlendirilmektedir.Oysa yasada meydana gelen değişikliğin lehe hükümler taşıması sonucu lehe durumlardan faydalanmadır.Yasada meydana gelen değişikliğin derhal uygulanması ilkesinden hareketle verilmiş hükümler, temyiz yolunda bulunan ve infazına başlanmış hükümlere derhal uygulanma ile tutuklular salıverilmekte,dosyalar mahkemelerince yeniden ele alınarak yeni hükmün sınırlarına kadar genişletilmesi ile cezalandırma çemberi daraltılmakta ve daha az kişi bu çemberin içinde kalmaktadır.Bu sebeple yapılacak iş hükmün açıklanmasının geriye bırakılması şartlarına göre cezanın şahsileştirme konusunda yeniden bir değerlendirme yapılmasıdır.

    Her ne kadar ceza yargılamasında ve ceza kanunlarında birtakım eksiklikler söz konusu olsa da, bu eksikliklerin giderilmesi mümkün görünmektedir. Önemli olan bu eksikliklerin bir an önce giderilmesi ve kanunun özenli ve dikkatli bir şekilde uygulanmasıdır. Unutmamak gerekir ki, kusursuz bir kanundan bahsedilebilmesi, kanunun uygulanma koşullarına bağlıdır.(13)

  • Kaynaklar
    • Özbek, Veli Özer, Yeni TCK’nun anlamı, C.1, 3. baskı, Ankara 2006, s.409
    • Artuk, Mehmet Emin; Gökçen, Ahmet; Yenidünya, Ahmet Caner; Ceza Hukuku Genel Hükümler II (Yaptırım Hukuku), Ankara 2003, s. 273
    • Artuk, Mehmet Emin; Yenidünya, Ahmet Caner, “Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Erteleme Müessesesi”, Prof. Dr. Sahir Erman’a Armağan, İstanbul 1999, s. 65’den nakleden, Çolak, Halûk, Altun, Uğurtan, Adalet Dergisi, Ekim 2006, 26. sayı
    • Özgenç, İzzet, “Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Genel Hükümler”, 3. Bası, Ankara 2006. s. 599.
      B- 5- 22.Dönem ,5.yasama yılı ,TBMM Adalet Komisyonu Raporu,06.11.2006 ,Esas no:2/870,Karar:111
    • İçel ,’Hürriyeti Bağlayıcı Cezalara Seçenek Yaptırımlar…..,s.336;Dönmezer ,Erman ,C:lll,s:8
    • Ünver,21.yy.’la Girerken Cezaların İnfazı Sempozyumu ,s.40
    • CMUK 1999 tasarısı hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Dönmezer/Yenisey, Karşılaştırmalı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve 1999 Tasarısı, Gerekçeler, İstanbul, 1999.
    • Kazancı Bilişim İçtihat Bilgi Bankası T.C.YARGITAY 2. CEZA DAİRESİ E. 2007/1427 K. 2007/4716 T. 2.4.2007(KAZANCI BİLİŞİM İCTİHAT PROĞRAMI)
    • Çocuk Koruma Kanu'nu Üzerine Bir Değerlendirme Av.Serdar MERMUT

    Av.Hüseyin Şahin
    av_huseyin59@hotmail.com
    Osmaniye Barosu-103

BAROMUZ

Osmaniye Barosu, tüzel kişiliğe sahip kamu kuruluşu niteliğinde bir meslek kuruluşudur. Baromuzun kuruluş tarihi 12.03.1997'dir. İlk Kurucu Başkanımız Av.Ünsal KÖKTEN' dir.

BARO KOMİSYONLARI

Baromuz oluşturduğu alt komisyonlarda; yasal düzenlemelerle ilgili çalışma yapmakta, özellikle demokrasi ve insan hakları adına uygulamada ortaya çıkan aksamalara karşı sorumluluk bilinciyle etkin bir biçimde mücadele vermektedir.

Avukat Arama
Baromuza kayıtlı Avukatlarımız:
Osmaniye Barosu
UYUMLU MOBİL CİHAZLAR