|
|
 |
BARO BAŞKANI AV.HÜSEYİN SEZGİN'İN ADLİ YIL AÇILIŞ MESAJI |
 |
Bu dönem de yeni bir başlangıçtır. Bütün kurum ve kuruluşlar sorunlarını böyle günlerde dile getirirler. Bu şekilde sesimizi duyurabilir ve sorunların giderilmesi için gerekenlerin yapılması hususunda yardımcı olabiliriz.
Adaletin tartışılmaz önemi, hukukla ilgili her toplantıda ve platformda vurgulanmaktadır. Türk milleti adına hukukun ışığında kararların alındığı mahkeme salonlarında da vurgulandığı gibi “Adalet Mülkün (Devletin) Temelidir”… Devletin temeli önemsiz olabilir mi? Hiçbir siyasi iktidar, “birçok işten ve güçten dolayı adalete gereken önemi veremiyoruz” deme şansına sahip olmamalıdır.
Bugün ne yazık ki, devletin bütçesinde adalet için ayrılan pay genel bütçenin % 1 ini bir türlü aşamamaktadır. Devletin temeli olarak kabul ettiğimiz adalet için %1 harcanırsa o temelin üzerine sağlam bir yapı inşa etmek mümkün olabilir mi?
En önemli insan haklarından biri olan “savunma hakkının” kullanılmasında yadsınamaz bir rol üstlenerek, bağımsız savunmayı temsil eden Avukatlık mesleği de zor günler geçirmektedir. Avukatlar geçim derdi içinde adalet hizmeti sunmaya çalışmaktadırlar.
Ülkemizin yaşamakta olduğu yargı sorunlarını, sesimizi duyurmak açısından şu şekilde belirtmek mümkündür:
a) Öncelikle “insan kaynağı” problemini dile getirebiliriz. Hukukun uygulayıcıları olarak hâkimler, kamu adına yargıda taraf olan Cumhuriyet Savcıları, bağımsız savunmayı temsil eden avukatlar, hukuk bilgisi, hukuk zihniyeti ve meslek etiği yönünden en iyi şekilde eğitim almalı, AB ye giriş mücadelesi içindeki Türkiye’de adalet temsilcileri de gerekli standartlara sahip olmalıdır. Ayrıca bu alandaki boşlukların giderilmesi amacıyla, gerekli sayıda yargı mensubu acilen görevlendirilmeli, adaletin en kısa sürede yerine getirilmesine imkân verilmelidir.
b) Bunun yanı sıra, fiziki bir problem olarak “mekân sorunundan” söz edebiliriz.
Duruşma salonlarında adil kararların verilmesinde, çalışmakta olduğumuz fiziki ortamların da şüphesiz ki etkisi olacaktır. Dinleyici sıralarına kadar yığılmış dosyalar içinde değil, tertip ve düzen içinde düzenlenmiş; hâkimin, savcının ve avukatın mahkemeyi rahatlıkla takip edip, görevini gerektiği şekilde yerine getirebildiği fiziki ortamlarda çalışmak hepimizin dileğidir.
c)Yaşamakta olduğumuz başka bir sorun da “iş yükü” sorunudur.
İyi yetişmiş hukukçuların, en ince ayrıntılara kadar iddia ve savunmalarını hazırlayacak sayıda iş yükü ile çalışmaları gerektiğine inanmaktayız.
Daha önce de belirttiğimiz gibi “Adaleti Mülkün (Devletin) Temeli” olarak anlamalı ve bu düşünce doğrultusunda, adalet için gerekli bütçenin ayrılması gerektiğini, savunmaktayız.
Bütçeden adalet için ayrılan %1’lik pay, adalet bekleyenlerin bu beklentilerinin genel beklentileri içinde %1 olması anlamına gelmektedir. Peki, toplumun %1 i adalet bekliyor demek mümkün müdür? Bütçeden ayrılan %1 in “… usulen bu payı ayıralım…” anlamına geldiği üzüntüsünü taşımaktayız.
“Bir kişiye yapılan haksızlık topluma yapılan haksızlıktır” sözünün ne kadar haklı olduğu, sorunların çözümü noktasında olan siyasetçilerimiz tarafından mutlaka ciddiye alınarak değerlendirilmelidir.
Bu genel problemler içerisinde, ne mutlu bize ki, Osmaniye’miz mekân sorunu olmayan şanslı bir ildir. Bu sorunun çözümünde emeği olanlara teşekkürlerimizi sunmaktayız.
Siyasi iktidarın mekân sorunu için gayretli olduğu görüşündeyiz. Bitmeyen projeler yerine, başlayınca biten projeler devam etmelidir. 2009 bütçesinde adalet için ayrılan payın en az %5 olmasını dilemekteyiz. Bunu adalete verilen önemin bir göstergesi olarak algılayacağız…
Tüm bu sorunların içinde, bugün en çok dile getirilmesi ve çözülmesi için çaba sarf edilmesi gereken en önemli problem şüphesiz ki “adaletin gecikmesi” problemidir. Yargıda son sözü söyleyen Yargıtay’ın bazı dairelerinde karara varılması gereken dosya sayısı elli binleri bulmuşken, gecikmenin ne büyük boyutlara ulaştığı tartışılmaz bir gerçektir. Elli bin sayısı sayfa değil dosya sayısıdır, bu dosyalar mahalli mahkemelerin kararlarına karşı, kararı doğru bulmayanların doğruyu bulmak üzere başvurduğu en üst mercie gönderilen dosyalardır. Bu durumda elli bin dosyanın son sıralarında olanlar adaletin gerçekleşmesini yıllarca bekleyecek demektir. Bu gereksiz birikme, hataları da beraberinde getirecektir.
Çözüm nerededir? Şüphesiz ki karar verecek yargı görevlilerinin sayılarının artması ilk tedbirdir. Beş üyeden oluşan Yargıtay Dairesi elli bin dosyayı hangi zamanda ve hangi isabetle inceleyip karar doğru mu değil mi sonucuna varabilecektir?
Ülkemizde her yıl binlerce mezun veren hukuk fakülteleri ve bu fakültelerin binlerce mezunu hâkim olma niteliklerini taşımaktadırlar. Kadronun artırılması halinde bu mümkün olabilecektir. Kadro sorunu ise adalet teşkilatı için bütçeden %1 pay ayrılması yerine bu payın %5 e çıkarılması ile kısmen çözüme kavuşacaktır. Netice olarak sorunlar ancak karar mercilerinin adalete verdikleri öneme göre çözülebilecektir.
“Yargı bağımsızlığı” adaletin gerçekleşmesi için tartışmasız en önemli şartıdır. Bağımsızlığa yapılacak müdahale, inanmaktayız ki ilk önce müdahalecilere zarar verecektir. Ve yine inanmaktayız ki, adaletin yara almaması için hâkim, savcı, avukat gerekli özeni gösterecektir, mutlaka göstermelidir.
Hâkimler, savcılar, avukatlar, adliye çalışanları, yazı işleri müdürleri, icra daireleri müdürleri, kâtipler, mübaşirler bir şeyi hatırdan çıkarmamalıdırlar diye düşünüyoruz: Adliye’de herhangi bir işi olan kimse, “adalet huzuruna çıkacağım hak arayacağım, karar alacağım, haklılığımı kanıtlayacağım, adalet yerini bulacak” duyguları ve heyecanı içindedir. Suç işlediği iddiası ile cezaevinde olan bir tutuklunun hürriyetinden olduğu, hürriyetin önemi yargı mensupları tarafından hissedilmeli, adalet arayanlar adaletin kısa süre içinde tecelli edeceğine inanmalıdırlar. İnsan hayatı ile ilgili çalışan sağlık mensupları bir insanı sağlığına kavuşturduğunda, sağlığına kavuşan insanın duyacağı sevinç, adaletin tecelli ettiğini gören kimseninkinden daha fazla değildir. Üstelik adaletin tecellisi sadece hakkına kavuşanın değil bütün toplumun duygularına, güvenine hitap edecektir.
O halde “Adalet mülkün temelidir” sözü sadece duvardaki bir yazı olarak algılanmamalı, adaletin önemine öncelikle bu konuda karar ve icraat yetkisine sahip olanlar inanmalıdır.
Adalet için asla ümitsiz olmadığımızı ifade etmek isterim. Yeni adli yılın adaletin gerçekleşmesi, adil kararların gecikmemesi için somut adımların atıldığı bir yıl olması, suçların, kazaların belaların azaldığı bir yıl olması umudunu taşımaktayım.
Son olarak, kaybettiğimiz değerli meslektaşlarımızı, tüm yargı mensuplarımızı buradan rahmetle anmak istiyorum.
Yeni adli yıl hepimiz için hayırlı olsun; saygılarımla…
|
|
 |
Yorum |
 |
 |
Yorum yaz |
 |
|
Yorum göndermek için lütfen üye girişi yapın.
|
|
 |
Oylama |
 |
|
Sadece üyeler oylayabilir.
Lütfen Üye olun ya da Üye girişi yapın.
Henüz bir oylama yapılmamış.
|
|
|
| Atatürk Diyor ki |
 |
| İL Nöbetçi Avukat Listesi |
|